Emeğin Sanatı E-Dergi 169. Sayı Yeni Kanalında

31 Ekim 2012 Çarşamba

TURGAY ULU: Würzburg – Berlin Mülteci/Göçmen Yürüyüşünden Tanıklıklar



WÜRZBURG — BERLİN 
MÜLTECİ / GÖÇMEN YÜRÜYÜŞÜNDEN TANIKLIKLAR








En Alttakiler Silkeleniyor



Bir hafta önce transfer edildiğim Hannover şehrinde ilk eylemimizi gerçekleştirmiş olduk. 23. 06. 2012 tarihinde önceden belirlediğimiz gibi saat 12.30'da başlayan yürüyüşümüze yaklaşık olarak 300 kişi katıldı. Buraya getirilmeden önce tutulmuş olduğum Bramsche Kampı’nda da dergi çıkarıp, yürüyüş vb. etkinlikler yapıyorduk. Son olarak bir Alman gazetecinin yapmış olduğu röportaj Almanca yayınlanınca beni apar topar Hannover'e sevkettiler.

Yeni kamp yerine getirilinceye kadar nereye götürdüklerine dair herhangi bir açıklamada bulunmadılar. Türkiye hapishanelerinden alışık olduğumuz bir sürgün sevke tabi tutulmuştuk. Getirilmiş olduğum Hannover kampındaki sosyal görevliler oldukça sert ve dışlayıcı davranışlarda bulundular. Biz de onlara gerekli tavırlarımızı aldık elbette. Her şeye rağmen eski kampım olan Bramsche'den 20 kişi geldi yürüyüşümüze. Emeklerimizin boşa gitmemiş olması bizi sevindirdi. Onlarla sarıldık birbirimize hasret giderdik. Dünyanın her yerinden insanlarla aynı özlem ve umutları taşımak, paylaşmak çok güzel.

Şu anda bulunduğum kampta benim dışımdaki insanların hemen hemen tamamı karaşınlardan oluşuyor. İki katlı bir yer. Dar bir koridora açılan hücre kapıları var. Koridor karanlık ve havasız. Her hücrede iki kişi kalıyor. Benim yanımda kalan arkadaş Afrikoslu. Onun ülkesi Amerikan ve Fransız askerlerinin kontrolü altında olan bir yermiş. Zira onların orada elmas var. Ancak bu elmasları yerliler toplayamıyorlar. Arkadaşımın ailesinin hepsi öldürülmüş. Kendisi de mermi yemiş ama ölmemiş. Aynı dilleri konuşmamamıza rağmen hemen tanışıp kaynaştık arkadaşımızla. Ne de olsa aynı sınıftanız. O her sabah namaz kılıyor. Benim niye namaz kılmadığımı sorduğunda ona; "biraz yaşlanınca belki kılarım" yanıtını veriyorum. Birlikte neşelenip gülüyoruz. Arkadaşım hep kus kus ve pirinç yiyor. Kus kus Afrikalıların en meşhur yiyeceğiymiş. "Niye hep bulgur yiyorsun" diye soruyorum; biraz hüzünlenerek "annem hep kus kus yapardı" yanıtını veriyor. Ama onu menemen yemeğe ve çay içmeye alıştırıyorum. Aynı zamanda ben de kuskus yemeğe alışıyorum. Hücre arkadaşım politik birisi değil, ama yürüyüşte pankartı en önde tuttu. Ayrımcılık ve aşağılamalara karşı refleksleri var. Doğduğu yerin Amerikalı ve Fransız askerleri tarafından kontrol altında tutulmasına çok öfkeli. İlk defa katılmış olduğu bu yürüyüşü çok beğendi. "Gene yapalım" diyor şimdi. Onu derneğe de götürdüm, duvarda görmüş olduğu Yılmaz Güney ve İbrahim Kaypakkaya'nın kim olduklarını soruyordu. Yılmaz Güney'i anlatmak kolay oldu. Kısaca "o bir artist" dedim. Ama İ. Kaypakkaya'yı anlatmak biraz zor oldu. Eşitlikçi bir gelecek için mücadele eden birisini onun anlayabileceği şekilde anlatmak zor oldu. Ama biraz Nelson Mandela ile ilişkilendirmeye çalışarak anlattık, biraz da Che ile benzeştirerek anlattık biraz anladı. Gözlerini parlatarak "oo sehr gut" dedi. Belki zamanla anlar. Ama anlaması da gerekmiyor. O aynı sınıftan olduğumuzun ve kaderlerimizin ortak olduğunun farkında.

Yürüyüşümüze buradaki diğer kamplardan da arkadaşlar gelmişlerdi. Henüz tüm kamplarla tam bir bağlantı kuramadık ama yavaş yavaş onu da oluşturuyoruz. Yürüyüş gününden bir hafta önce bir konferans yapıp yürüyüşle ilgili hazırlık ve planlamalarımızı yaptık. Dil bilmiyor almak bizim için büyük bir problem ve tecrit oluşturuyor. Ben de son anda edinmiş olduğum sarı bir beze Türkçe, Kırmanç, Dımıli, Lazca, İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, Yunanca "özgürlük" yazarak kortejdeki yerimi aldım. Pankarttaki yazılar tam okunmuyor çünkü boya bulamadım. Koştura koştura okula gitmekte olan bir Iraklı Kürt çocuğundan aldığım kalemle yazdım pankartı. Taleplerimiz belli, birçok kez bu taleplerimizi dile getirdik. Baş talebimiz saygınlık ve özgürlüktür. Bunun yanında barınma, beslenme, sağlık ve oturum haklarımızın verilmesini istiyoruz. Kamplarda ayda bir verdikleri 40 euro ve en fazla 150 euroluk kâğıtlarla bir insanın temel ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. Bir ilticacının Alman mahkemelerine bu konuda açtığı dava haklı bulundu ve geçinmek için bu miktarın yeterli olmadığına karar verdi. Ancak mevcut aylıkların yükseltileceğine dair herhangi bir karar alınmadı. Bir insanın ihtiyacı yalnızca yemek ve barınmaktan oluşmaz. Ulaşım, kültürel etkinlik, cinsellik vb. gibi insanın çok yönlü ihtiyaçları vardır. Ancak sermaye sınıfının savaş ve sömürü politikalarından dolayı buralara göç etmek zorunda kalmış insanları onlar normal insanlar olarak görmedikleri için bu hakları bize reva görmüyorlar. Hannover Hopftbahnov'da başlayan yürüyüş kolu 5 saat boyunca ana caddelerde turladı. Bir araca bağlı olan megafondan konuşmalar yapıldı. SPD, Die Linke gibi partiler konuşma aracından fazlasıyla yararlandılar. Oysa bu partilerin dayanışma noktasında yeterlince duyarlı olduğu söylenemez. Yürüyüşe katılımları ise temsili düzeydeydi. Bu türden yürüyüşlerimizde bize en çok destek veren Almanyalı antifaşit gençler oluyor. Antifaşistlerin katılımı iyiydi. Elimizdeki değişik dillerden pankartı gören bir genç bize sorular sordu. Benim onbeş yıllık tutukluluğumu duyunca biraz şaşırdı. "Nasıl kafayı yemedin" diye sordu. Türkiye koşullarını ona dilimizin döndüğü kadarıyla anlattık. Guts hainleri benden para karşılığında değiş tokuş yaparak dayanışma yapmak istediğini söyledi. Çünkü Türkiyeli esnaflara verdiğimizde bu kâğıtların değerinin tam karşılığını vermiyorlar bize, 15 euro kesiyorlar. Antifaşist gençle mail alışverişi yaptık. Türkiye devrimci hareketinin Avrupa'daki yaşamı kendi içine kapalı bir kabile yaşamına benziyor. Bu anlamıyla enternasyonalizm ilkesine uygun bir hayat sürdürdükleri söylenemez. Türkiye gündemiyle sınırlı bir hayatları var. Birçoğu da esnafça bir hayat sürdürüyorlar. Politik aktiviteye biraz hobi ve zaman geçirme aracı halini almış. İstisnaları hariç tutacak olursak genel görünüm bu durumdadır. Kendiliğindenci bir konumda bulunan Avrupa’daki antikapitalist hareketin teorik ve pratik netleşmeye ihtiyacı var. Örgütlenmeye ihtiyacı var. Yürüyüşte en çok attığımız slogan: "Bleibrecht überal, kein Menschin illegal" olmuştu.

Turgay Ulu
Hannover Mülteci Kampı
23. 06. 2012




Almanya'nın Würzburg Şehrinden
Berlin Şehrine Nasıl Yürüyoruz?


TURGAY ULU
  
Almanya'nın değişik mülteci kamplarında kalan mülteciler olarak 8-9-2012 tarihinde başlatmış olduğumuz protesto yürüyüşümüzün bugün 8. gününü tamamlamış bulunuyoruz. Şu anda Gotha şehrine yakın olan Waldershausen'de konakladık ve ilk defa internet olanağına kavuştuğum için kısa bir zaman aralığında yürüyüşümüzle ilgili bir özet makale yazıyorum.
  
Würzburg şehrinde yürüyüşümüze start verirken kalabalik bir kitle tarafından coşkulu slogan, pankart ve konuşmalarla uğurlandık. Yürüyenler olarak bizim ekibin başlangıcı coşkulu oldu. Diğer bir koldan otobüsle hareket edenler de aynı coşkunlukla yolculuklarına başlamış oldular.
  
İlk başladığmızda bize eşlik edenlerle birlikte sayımız oldukça kalabalıktı, bu sayıya yüzlerce diyebiliriz. Daha sonraları da hemen hemen her gün yürüyenlerimizin sayısı 30'un altına düşmedi. 
  
Daha önce yürüyüş güzergahını bisikletle gidip gelerek kaşif yapan arkadaşımızın rehberliğinde yürüyüşümüz bazen ormanlık alanlarda bazen de otobanlarda devam ediyor. Geceleri çoğunlukla lojistik komitesinin hazırladığı çadırlarda yatıyoruz. Ama bazen de konakladığımız şehirde bizim eylemimizi destekleyen dernek, parti ya da değişik kitle örgütlerinin ayarladığı mekanlarda kalıyoruz.
  
Yürüyüşümüz sırasında biçok dilde hazırlamış olduğumuz özgürlük yazan pankantımız hiç eksik olmuyor. Büyük şehirlere geldiğimizde diğer büyük pankantlarımızı da açıyoruz. Elimizde bulunan megafonla bir kaç dilde enternasyonal marşını veya Çav Bella gibi marşları söylüyoruz. Çav Bella hangi dilde söylenirse söylensin herkese tanıdık geliyor. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin. Devrimci mücadelenin ne büyük bir enternasyonalist damar yaratmış olduğunu böylece görmüş oluyoruz.
  
Geçtiğimiz yol güzergahlarında bulunan mülteci kamplarına adeta şok baskınlar yapıyoruz. Sindirilmiş, bastırılmış olan insanları uyandırıyoruz. Onlara cesaret veriyoruz. Gittiğimiz kamplarda insanların korkulu ve çekingen yüz ifadelerine tanık oluyoruz. Ancak bizim eylemimiz onlara cesaret veriyor. Pratik olarak da ziyaret edip bildirilerimizi dağıttığımız ve kendileriyle konuşmalar yaptığımız kamplardan yürüyüşümüze katılanlar oluyor. Şimdiye kadar iki kişi yürüyüşümüze katılmış bulunuyor. Şimdi bulunduğumuz yerdeki mülteci kampına gittiğimizde kitle bizi coşkuyla karşıladı ve herkes binanın önünde heyecanla birbirileriyle konuştular. Çok sayıda polis otosu olay yerine geldi. Bizim şok baskınlarımız polisi rahatsız ediyor doğal olarak. Gittiğimiz son mülteci kampında dört kişi bize katılma kararı verdi. Waldershausen mülteci kampından dönerken peşimizden kalabalık bir kitlenin coşkulu sloganlarla bize doğru geldikilerini gördük. Kadınlar, çocuklar slogan atarak bizim yürüyüş kortejimize katıldılar. Özellikle çocukların coşkuları ve heyecanlırı görmeye değerdi. Bu durum bizi de coşkulandırdı doğal olarak. Bizimle birlikte pankartları taşıdılar, konaklayacağımız yere kadar bize eşlik ettiler.
  
Dün geceki toplantımızda NPD adlı faşist partinin bizimle ilgili tehditler içeren ırkçı açıklamasını tartıştık. Bu açıklama bizim eylemimizin etkisini gösteren bir belge özelliği taşıyor. Bu açıklamaya karşı Almanya'da bulunan tüm anti faşist ve anti kapitalist kesimlerin bizi destekleyeceklerini biliyoruz. Biz yürüyüşümüze devam ediyoruz. Gelirlerse biz gene yürümeye ve her türlü ırkçı sınırları da aşmaya devam edeceğiz. Hiç bir sınıra ve hapsetmeye karşı boyun eğmeyeceğiz.
  
Geçtiğimiz şehirlerde basın açıklamaları ve mitingler de gerçekleştiriyoruz. Gazete, televizyon ve radyolar bizimle ilgili haberler yapıyorlar. Bazen bizimle röportajlar gençekleştiriyorlar. Bizim eylemimizi sabote etmeye dönük haberler de yazıyorlar. Bir gazete bu yürüyüşü yapanların yalnızca bir ülkeye mensup insanlar olduğunu yazdı mesela. Ama biz bunu tekzip eden bir açıklama yaptık. Yürüyüşümüzün etnternasıyonal bir özellik taşıdığını onlara ilettik. Gelip görenler de zaten bizim farklı ülkelerden gelmiş mülteciler olduğumuzu göreceklerdir.
  
Bayern ile Dühringen sınırından, yani Doğu Almanya ile Batı Almanya sınırından geçerken onların bize verdikleri ve içinde bizi sınırlayan hükümlerin olduğu kimlikleri yırtma kararı aldık. Zaten içimizden bazılarının kimliği yanında yoktu. Bu eylem sırasında bizleri başından beri destekleyen bir Alman vatandaşı olan kadın da kendi kimliğini kesti. Bu arkadaş bu davranışıyla büyük alkış aldı.
  
Biz bu yürüyüşümüzle aslında başka bir hayatı denemiş oluyoruz. Sınırsız ve mülksüz bir şekilde farklı kültürlere ve farklı dillere sahip olanların ortak, kolektif bir hayat sürdürebileceklerini göstermiş oluyoruz. İnsanların eylem sırasında nasıl politikleştiklerini görüyoruz.
    
Vakit ve olanak yetersizliği nedeniyle şimdilik bu kısa özetle metnimizi noktalayalım. İlerde daha ayrıntılı metinilerle buluşmamızı sürdürmek dileyiğle.
     
Yaşasın insanlaşma ve ortaklaşma mücadelemiz.
                                                                                                                       

15-9-2012
   Turgay Ulu



Yürüyerek Özgürleşiyoruz


  
Würzburg'tan Berlin'e doğru başlatmış olduğumuz özgürlük yürüyüşümüzün 9. gününü geride bıraktık. Bu gece Gotha şehrine yakın olan Cobstadt'da konakladık. Bir gün sonra Erfurt'ta olacağız. Cobstadt'da Break İsolation kampında tanışmış olduğumuz arkadaşlarla tekrar karşılaştık ve özlem giderdik. Çocuklar ve köpekler de gelmişlerdi, hepsiyle hasret giderdik. Biz konaklama alanına geldiğimizde çadırlar kurulmuş ve yemekler hazırlanmıştı. Yemekler daha çok vejeteryan türlerinden oluşuyor ama arada korsan yaparak tavuk kızartanlar da oluyor.

Bugünkü yürüyüşümüzdeki sayı biraz düşmüştü çünkü arkadaşların ayaklarında hasarlar oluştu. Benim ayağımda da önce su toplama ve sonra da bu şişkinliğin patlaması oldu. Ayaklarım fena halde sızlıyor ama ben yürümeyi tercih ediyorum ne de olsa 15 yıl hapiste kapalı kaldım. Şimdi açık alanlarda, ormanlarda yürümek bana iyi geliyor.
  
Yürümek bizi özgürleştiriyor. Kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Yola çıkarken tüm gemileri yaktık. Onların kimliklerini, paralarını bir kenara ittik. Almanya sokaklarında sloganlarımızı ve pankartlarımızı açarak yürüyoruz. Bazen yoldan geçen arabalardan bize para uzatanlar oluyor. Böylece yürüyüşe katılamayanlar da maddi olarak bize desteklerini sunmuş oluyorlar. Geçtiğimiz şehirlerde bize pencerelerden el sallayanlar ve destek sloganları atanlar oluyor. Uzun yıllardır suskunluğa gömülmüş olan sokakları yürüyüşümüzle özgürleştiriyoruz.
  
Yürüyüşe geçerken onların bize dayatmış oldukları residensflüsh dedikleri sınırları fiilen kırmış bulunuyoruz. Bugünkü yürüyüşümüz sırasında Bayern eyaletinde olan bir mülteci kampında iki mültecinin intihar girişiminde bulunduğu haberini aldık. Bu tür vakalar Avrupa mülteci kamplarında sık sık yaşanmaktadır. Yunanistan karakollarında da kendisini kesen çok sayıda insana tanık olmuştuk. İnsanlar içine gömüldükleri izolasyon kamplarında artık dayanamayarak intihar girişiminde bulunuyorlar. Bayern eyaletine bağlı olan bir mülteci kampında intihar girişiminde bulunanlardan biri kendisini asmış biri de kendisini kesmiş. Şu anda ikisi de hastanede yatıyorlar. Mülteci kampı karışmış durumda. Tüm kampın camları kırılmış. Politik olmayan insanlar tepkilerini bu şekilde dile getiriyorlar. Bizim yürüyüşümüz bunların da nasıl özgürleşeceğine dair örnek teşkil ediyor.
  
Yürüyüşümüzün salt Almanya ile sınırlı olduğunu düşünmek yanlış olur. Biz Würzburg'tan yürümeye başlarken, Fransa Kağıtsızlar Hareketinden bir kişi gelmişti. Bizimle ortak etkinlikler örgütleme tekliflerinde bulunuyordu. Biz Würzburg tren istasyonunda gelenleri karşılamaya giderken Fransa Kağıtsızlar Hareketinden olan arkadaş, polis müdahalesi olursa kendilerinin duruma el koyacağını ve bizi polislere vermeyeceğini söylüyordu. Avrupa'nın donmuş damarlarını yeniden açmaya çalışıyoruz ve eylemlerimizin buna pratik katkısının olduğunu görebiliyoruz.
  
Bizim eylemlerimiz aynı zamanda Türkiye gibi ülkelerden gelmiş göçmenlerin buralarda düzene endekslenmiş olduğunu da deşifre etmiş oluyor. Avrupa ülkelerine gelmiş olan devrimciler de büyük ölçüde oturum aldıktan sonra ve bir iş imkanı bulduktan sonra mücadeleyi bırakmayı tercih etmişler. Onlar için politik etkinlik arada bir derneklerde bir araya gelerek mangal yapmaya dönüşmüş durumda. Bizim başlatmış olduğumuz eylemler uzun bir süreci kapsamasına rağmen Türkiye devrimci hareketinden herhangi somut anlamlı bir destek ya da adım göremedik.
  
Altıyüz kilometreyi yürümek dışardan göründüğü kadar kolay bir iş değil. Ormanlardan geçiyoruz, bazen otobanlardan yürüyoruz. Ayaklarımız patlıyor ve acılar içinde yürüyoruz. Ama özgürlükler her zaman bedel istemiştir. Biz de üzerimize düşen bedeli ödemeye çalışıyoruz.
  
Konakladığımız antifaların parkında şu anda elektirkler kesildi ve yazıyı bitirmek zorundayım. Ber dahaki günde görüşmek dileyiyle.
                                                                                      
TURGAY ULU
 16.9.2012 
   




Ayaklarımız Yara Başlarımız Özgür




Bugün özgürlük yürüyüşümüzün 11. günü. Şu anda Erfurt'taki parlemento binasının önündeyiz. Dün Erfurt'taki mülteci kamplarını ziyaret ettik. Onlara bildirilerimizi dağıttık, pankartlarımızı açtık ve konuşmalarımızı yaptık. Başka dillerde konuşan insanlarla, onların konuştukları dillerden anlayanları aramızdan seçip tek tek konuştuk. Neden Berlin'e protesto yüürüyüşü yaptığımızı anlattık. Şimdiye kadar baskınlar yaparak sarsıp kendilerine getirdiğimiz insanlarla yaptığımız konuşmalarda hepsi bizi desteklediklerini söylediler. Her birinin tahmin ettiğimiz trajik hayat hikayelerini dinledik. Hepsi izolasyon içinde yaşadıklarını dile getirdiler.
  
Evet dün yürüyüşümüzün 11. günüydü. Fakat dün zamanım olmadığı için bugün yazıyorum. Bugün 12. günü de geride bıraktık. Dün Erfurt'ta konaklamıştık. Konakladığımız yer daha önce Break İsolation kampını yaptığımız mekanla aynıydı. Erfurt'ta iki gün kaldık. Erfurt'ta çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik. Gotha ve Erfurt ismini ilk defa Karl Marx'ın bir kitabından duymuştum. Bir gün bu şehirlerden geçerek Berlin'e doğru bir yürüyüş gerçekleştireceğim hiç aklıma gelmezdi.
  
Dün sabah Erfurt'taki parlemento'nun önünde protesto eylemi yaparken bir grup faşist pankart açarak bize doğru yürümeye başladılar. Ancak "dünyayı tanrıya tek bir ırk olarak sunacağı" nı söyleyen Hitler faşizmini nasıl Stalingratda durdurduysak, onların karikatürleri olan faşistleri de durdurduk. Pankartları ellerinden alındı buruşturulup atıldı ve sayıları beş kişiyi geçmeyen bu faşistler olay yerinden kaçarak uzaklaştılar. Böylece daha önce "bizi karşılayacakları"nı ilan eden faşistlerin ilk grişimi boşa çıkartılmış oldu. Biz hiç bir şey olmamış gibi parlemento önüündeki eylemimizi sürdürdük. Pankartlarımızı duvarlara astık. Müzik eşliğinde halaylar çektik, konuşmalar yaptık. Saat akşam 16'ya kadar parlementonun önünde protesto gerçekleştirdik. Daha sonra şehrin merkezine doğru yürümeye başaladık. Daha önce ziyaret etmiş olduğumuz Breiten Worbis kampından da eyleme katılmak için gelenler vardı. Yürüyüşe geçerken sayımız epeyce artmıştı. Erfurt şehrinin ana caddelerinden yürüyerek ilerledik. Bir kaç kampın önünden geçtik. Bu kamplara broşür ve bildirilerimizi dağıttık. Megafondan konuşmalar yaptık. Sık sık söylediğimiz Çav Bella marşını burada da Türkçe olarak söyledik.
    
Uzun bir şehir turu yaparak merkezi tren istasyonuna ulaştık. Tren istasyonunda da pankartlarımızı açtık, sloganlarımızı attık ve konuşmalarımızı gerçekleştirdik. Zaten bir gün öncesinden o gün içinde yapacaklarımızı bir toplantıyla kararlaştırıyoruz. Yemek ekibi de sürekli bizim konakladığımız yerlerde yaptıkları yemekleri sunuyorlar.
  
Evet ayaklarımız parçalandı. Bazılarımız yürümekte zorlanıyoruz. Ama olsun başlarımız özgür. Gözümüz ufuklarda, yüzümüz güneşe doğru. Yaralanan ayaklarımızın verdiği acı bizi rahatsız etmiyor. Sınırlara ve baskılara boyun eymediğimiz için kendimizi güçlü hissediyoruz. Zulme karşı yürümekten yaralanan ayaklarımız sayesinde başlarımız özgürleşiyor. Biz sokaklarda sürdürdüğümüz eylemlerle kendimizi özgürleştirirken bir yandan da aslında global kapitalist sistemin insani olmayan bir çok yanını deşifre etmiş oluyoruz. Faşistlerin dün bize saldırmaları bunun bir kanıtıydı. Çünkü biz ırkçı uygulamaları deşifre ediyoruz. Irkçı faşistler bundan rahatsızlık duyuyorlar.
  
Almanya'da ve genel olarak Avrupa'da bulunan izolasyon kamplarını deşifre ediyoruz. Bu nedenledir ki, biz bu izole kamplara şok baskınlar yaptığımızda çok sayıda polis otosu olay yerine geliyor ve insanları korkutmaya çalışıyorlar.
  
Özgürlük için yürüyerek yerli ya da göçmen olarak bu coğrafyada bulunan donmuş, sinmiş ya da aristokratlışmış, bürokratlaşmış olan genel solu da deşifre etmiş oluyoruz. Biz sokaklarda mücadele ettiğimizde bundan geri duranlar bir biçimiyle düşünmeye başlıyorlar ve zaman zaman harekete geçiyorlar ya da harekete geçmek gerektiği akıllarından geçiyor.
  
Akşamları toplantı yaptığımızda dinlenme ve kültürel ihtiyaçlarımızı karşılamak için fazla zaman kalmadığından yürüyüş sırasında aynı zamanda tartışmalar yapıyoruz. Bugün aktivist eylemcilerle mülteci eylemcilerin söz ve oy haklarının eşit olup olmamasını tartıştık. Kararlarda herkesin eşit söz hakkına sahip olup olmamasını tartıştık. Bir kesimimiz eşit olması gerektiğini savunurken bir kesim bu konuda biraz tereddütlüydü. Onlar hem objektif olarak farlılıklar olduğunu savunuyorlardı. Hem de bazı pratik kararları ortak almanın nasıl bir sonuca yol açacağı konusunda biraz temkinli davranıyorlardı. Ama sorunlarımızı tartışarak ve birbirimizi ikna ederek çözüyoruz. Herkes konu hakkında kendi görüşlerini rahatça dile getiriyor. Mülteci eylemcilerin bir kısmı kendi eylemlerinin başka politik organizasyonlar tarafından istismar edileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle dışardan gelenlere karşı biraz temkinli davranıyorlar. Ancak bizim mücadelemiz salt mülteci sorunlarıyla sınırlı değil. Çünkü biz izolasyona karşı özgürlük için eylemlerdeyiz. Dünyadaki bütün işçi ve emekçilerin, yoksulların izolasyon içinde yaşadıklarını biliyoruz. Kapitalizm içinde burjuvazi dışındaki herkesin izolasyon ve özgürleşme sorunu var. Mücadelemiz ortak olmak zorundadır. Dil, ırk ayrımı olmadan burjuuvazinin yasak ve baskılarına, kontrol toplumu yaratma girişimlerine karşı ortak bir şekilde mücadele etmek zorundayız.
  

Özgürlük yürüyüşümüz izolasyondan kaçıp özgürlük için yollara düşenleri sürprizler yaratarak buluşturuyor. Otuz yıldır görmediğim bir arkadaşla bu yürüyüş vasıtasıyla bir tesadüf sonucu karşılaştık. Gene ilk defa tanıştığım bir Gürcistanlıyla bir Türkiyeli dükkana girdik ve adam benim neyle meşgul oduğumu sordu. "Devrimciyim ve Würzburg'tan Berline doğru protesto yürüyüşü yapıyoruz" cevabını duyunca adam, buralarda da devrimcilerin olduklarını söyledi. Ben "kimler var" demeye kalmadan birisine telefon etti ve daha önce  cezaevinden tünel kazarak özgürlüğe kaçmış olan bir arkadaşla buluşmuş olduk. Hiç aklımıza gelmezdi böyle bir şeyin olacağı. Özgürlük kervanı bu amaçla yollara düşenleri bir yerlerde buluşturuyor ne güzel.
    
Şu anda Vippachedelhausen'de konaklamış bulunuyoruz. Mutfak ekibi tüplerini, ocaklarını kurup sebzeleri soymaya başladılar bile. Gene lojistik ekibi ve herkes ortaklaşa olarak, içinde yatacağımız büyük çadırı kurmaya başladık. Medya grubu olarak neleri nasıl yapabileceğimizi tartışıyoruz.
     
Diğer bir güzergahtan ilerleyen otobüs kolu da geçtiği şehirlerde eylem yapmaya devam ediyor. Berlin'de bulunan çadırda da, aldığımız haberlere göre destekçilerin sayısı artmış bulunuyor. Yürüyüşümüzle ilgili daha önce bilgilendirmiş olduğumuz  devrimcilerden bir kaçının da bugün Berlin çadırında kendilerini nöbete yazdırdığını duyduk.

19.9.2012
Turgay Ulu
Erfurt




Özgürlük Yürüyüşünde Enternasyonal Buluşma


  


Almanya'nın Würzburg şehrinden Berlin şehrine doğru başlatmış olduğumuz özgürlük yürüyüşünün 13. gününü tamamladık. Şu anda Rudersdof köyünde konaklamış bulunuyoruz. Aslında bundan bir önceki köyde konaklamayı planlamıştık fakat aldığımız bilgilere göre bu köy pek güvenli bir köy değilmiş. Aynı zamanda köy belediyesi bizim konaklamamız için razı olmamış. Biz de ondan bir sonraki köyde konakladık. Konakladığımız bu köydeki bina kiliseye ait bir bina. Banyosu yok ama tuvaleti var. Konakladığımız bazı yerlerde hiç tuvalet olmuyor, bazı yerlerde de rögar bağlantısı olmayan doğal tuvalet oluyor.
  
Dün gece konakladığımız yerde çok üşüdük. Hava oldukça soğuktu. Bir odun sobası bulup yaktık ama o da fayda etmedi. Bazılarımız nezle olduk.Dün gece yağmur yağdı ama bugün gündüz vakti yağmadı şansımız varmış. Zira daha önce yolda şiddetli bir yağmura tutulmuş ve çok ıslanmıştık. Yağmur, yürüyüş sırasında gelirse ve sığınacak bir yer, yoksa ıslanmaktan başka bir seçenek kalmıyor. Üstümüze poşet geçirsek bile ayaklar ıslandığı zaman kötü oluyor. Benim ayaklarım böyle bir ıslaklık sonucu patladı. Ama yavaş yavaş ayaklar kendisini toparlıyoırlar. Kendi aramızda espriler geliştiriyoruz. Doktor olan bir arkadaşa ben bir çift ayağa ihtiyacım olduğunu söylüyorum ve hep birlikte kahkahalar atarak gülüyoruz. Her mekan kendisine özgü espri yöntemlerinin ortaya çıkmasına yol açıyor.
  
Bugün Latin Amerikalı iki arkadaş eşlik etti yürüyüşümüze. Arada bir böyle destekçilerimiz gelip bizimle bir kaç gün yürüyorlar ve sonra gidiyorlar. Bazıları tekrar gelip yürüyüşümüze iştirak ediyorlar, bazıları da sadece bir kez yürüyorlar sonra gelmiyorlar. Biri Kolombiyalı ve diğeri de Şilili olan bu arkadaşlarla Latin Amerika üzerine sohbetler ettik. Yürürken konuşmak güzel oluyor. Yürümenin verdiği yorgunluğu hissetmiyorsun. Konuştuğun konular üzerine düşündüğün için zamanın nasıl geçtiğini farketmiyorsun. Che Guevera, şimdi Venezüela başkanı olan Hugo Chavez ve Şili'de sürmekte olan öğrenci hareketi üzerine sohbetler ettik. Kolombiya'daki gruplar üzerine ve bu grupların Chavez'le yaşadıkları sorunlar üzerine sohbetler ettik.
  
Bugün yeni bir şey daha yaptık. Elimizde bulunan megafonla marşlar ve türküler söyledik ama bu sefer koro halinde söyledik. Mesela enternasyonal marşını koro halinde söyledik ama her kes kendi dilinde söyledi. Böylece enternasyonal marşını aynı anda Almanca, Türkçe ve İspanyolca söylemiş olduk. Oldukça uyumlu bir koro oldu. Önceden hiç bir hazırlık yapmadığımız halde bir ritim tutturabildik. Ardından Çav Bella ve diğer bilinen ortak şarkıları söyledik. Müzik grubunun adını "Enternasyonal Devrimci Yürüyüş Müzik Grubu" olarak belirledik. Belki de yalnızca bugün için geçerli olacak bu grup.
    
Biz mültecilerin ya da aslında genel olarak işçi emekçi ve yoksulların dünyanın değişik yerlerine gidip gezme imkanları yok. Ama biz engelleri tanımayan yürüyüşümüzle Şili, Kolombiya, Brezilya, Irak, İran, Afrika gibi dünyanın her yerinden insanları tanıma şansına sahip oluyoruz. Sokaklardaki yürüyüşümüz sayesinde enternasyonal buluşmalar gerçekleştiriyoruz. Oralardaki toplumsal durum, tarih ya da devrimci mücadelenin durumu hakkında birinci ağızlardan bilgi edinme şansımız oluyor. Bir çoğumuz tek bir ortak dil bilmiyoruz. Ama gene de birbirimizi anlıyoruz. Onlar Grup Yorum'u, Nazım Hikmet'i tanıyorlar. Ben Marquez'i, Che'yi, Viktor Jara'yı, Ömer Hayyam ya da Ali Şeriati'yi tanıyorum. Bunlar bizim birbirimizi anlamamıza yetiyor. Ayrıca zorunlu olduğumuz için bir kaç kelime de olsa Almancamızla iletişim kuruyoruz. Devrimci mücadele tarihinin yaratmış olduğu kültürler bizim birbirimizde ortak yanlar bulmamızı kolaylaştırıyor. Biz bundan daha ileri giderek Marksizm, Anarşizm, Feminizm, yeni toplumsal hareketler gibi konuları bile müzakere edebiliyoruz. Latin Amerikalılarla Kamilo Thorez üzerine de sohbetler ediyoruz. Türkiye'de de son dönemlerde devrimci islam diye bir akımın gelişmekte olduğunu öğrenmiş oluyorlar. Bugünkü sohbetlerimizde ulaştığımız bir ortak nokta; yeni devrimci denemelerin gene metropol emperyalist coğrafyalardan değil de kenar bölgelerden gelişme olasılığının daha güçlü olduğu noktasındaydı. Yürüyüşümüzde yer alan herkes aynı ideolojik politik formasyonda değil. İçimizde domuz eti yemeyen de var. Hiç et yemeyen de var. Yemekler arasında ayrım yapmayan da var. Ama hepimizin ortak noktası sömürü, baskı ve izolasyona karşı olmak.
   
Özgürlük yürüyüşümüz bizim için bir okul özelliği de taşıyor. Hem değişik kültürleri, inançları öğreniyoruz. Hem de birbirimizi politikleştirmiş oluyoruz. Kimimiz bazı kavramları ilk defa duyuyor. Ama merak ediyor ve bu kavramları öğreniyor.  
  
Erfurt'ta faşistlerin yürüyüşümüze yönelik saldırılarına anladıkları dilden cevap vermemiz etkili oldu. Bundan bir önceki köy belediyesinin bize izin vermemesinin nedeni bu olaylardı. Bu akşamki toplantımızda bu konuyu da tartıştık. Onlara bir yazılı yanıt verip vermemeyi tartıştık. Bir kesim arkadaş cevap vermememizin korkaklık olarak değerlendirilebileceğini düşündü. Ama biz çoğumuz onlara cevap vermenin onları meşrulaştıracağını düşündük ve onları hiç bir şerilde muhatap almamayı uygun gördük. Onların fiili girişimine gerekli yanıtı verdik zaten. Onları daha fazla muhatap almak gerekmez.
  
Bugün bir radyocu geldi ve bizlerle röportajlar gerçekleştirdi. Basın çalışanları, daha çok insanların kişisel hikayelerini soruyorlar. Bunlarla nasıl konuşabileceğimiz üzerine de akşamki toplantımızda gündem oluşturduk.
  
Sınırları fiilen geçersiz kılan özgürlük yürüyüşümüzün manzarası da enterasan. Genelde önden bisikletle giden arkadaş bir çubuğun ucuna kırmız bir bez takmış oluyor ve yürüyüş korteşinde sarı bir yastık kılıfı ebatındaki bez üzerine kalemle siyah, kırmızı, mavi, yeşil renkte on farklı dilde yazılmış olan kadim 'özgürlük' yazan pankartımız var. Bu pankartta; Almanca, İngilizce, Fransızca, Yunanca, Kürtçe, Lazca, Arapça, Farsça olarak "özgürlük" yazıyor. Bundan başka yürüyüş boyunca eksik olmayan bir bastonumuz var. Afrikalı iri yarı bir adam vermişti bu asayı. Asa, Bambu ağacından ibaret bir baston. Bu baston hem ayağı yaralananlara yardımcı oluyor hem de varlığıyla anti faşist olarak ün kazanan bir asa. Soranlara anlatılan bu bastonun özellikleri oldukça ilgi çekiyor. Veren arkadaşın babasının asasıymış bu asa.  

20.9.2012.  
Turgay Ulu
   



Yürüyüşün Dalgaları



Durgun suda dalga olmaz. Bizim yürüyüşümüz durgun bir suya benzeyen Almanya atmosferinde bir dalgalanma etkisi yaratttı. Bugün Nürnberg şehrinde bizimle dayanışma amaçlı bir protesto yürüyüşü oldu. Nürnberg'te gerçekleştirilen yürüyüş saat 17'de başlayıp 19'da sona erdi. Geçtiğimiz günlerde Erfurt'taki parlementonun önünde gösteri yaparken bizim eylemimizi provoke etmeye çalışan faşist partinin girişimini protestoya dönüktü bu eylem. Nurnberg şehir merkezinde bizimle dayanışmak için yapılan eylem başarılı geçti. Bugün aldığımız sevindirici bir haberdi bu. 
    
Bugün aldığımız diğer bir haber daha vardı. Yürüyüşümüzün ikinci kolu olan otobüs yolculuğu yapan arkadaşlarımız bugün Bielefeld'de iltica işlemlerinin yapıldığı bir resmi binayı işgal etti. Bunun üzerine polis olaya müdehale etti ve kimlik kontrolü yapmak istedi. Bizimle dayanışmak için kimlik göstermeyen arkadaşlarımızdan Alex gözaltına alındı ve otobüs durduruldu. Ancak kimlik göstermemekte kararlı davranıldı ve bir süre sonra arkadaşımız Alex serbest bırakıldı. Otobüs Berlin'e doğru ilerlemeye doğru devam ediyor.
    
Yürürken aldığımız kimi haberler bizi sevindiriyor ve bu durumlarda alkış ve sloganlarla heyecanımızı dile getiriyoruz. Arkadaşlarımızın engellenmesi ya da gözaltına alınması karşısında da neler yapabileceğimizi konuşuyoruz.
     
Bugün, özgürlük yürüyüşümüzün 14. gününü geride bıraktık. Hedefteki başkente varmak için yolu tam yarılamış olmasak da yarılamaya doğru yaklaşmış bulunuyoruz.  Bu akşam Balgstadt köyünde bir futbol sahasının yanında konakladık. Böylece duş ve tuvalet ihtiyacını da karşılama imkanımız oldu. Sular tam sıcak olmasa da uzun aradan sonra duş almak iyi geliyor. Bugün gene çadırda yatacağız. Dün kilisenin temin ettiği bir evde kaldık. Normal bir yatakta uyumanın tadı başka oluyormuş. Dün gece üşümeden uyuyabildik.
    
Artık eylemimiz görülmez ve duyulmaz durumda değil. Durgun suda attığımız adımlarla oluşturduğumuz dalgalar her gün biraz daha geniş bir çevreye yayılıyor. Dün gece internette gazete ve dergilere kısa bir göz atınca bizimle ilgili çıkan haberleri gördük. Özellikle Türkiyeli sol basında bizim yazılarımıza yer verilmiş. Her ne kadar bazı dergiler imzamızı koymamışsa da bu iyi bir gelişmedir diyebiliriz. Türkiyeli olarak tek başıma olma durumum henüz değişmedi. Fakat hiç değilse sol dergiler gözlerini kapayamıyorlar artık. Yavaş yavaş, en azından yaşadıkları şehirde pratik adım atanlar da oldu.
    
İşimiz yalnızca yolda sessiz bir biçimde yürümek değil. Yaşamın doğal akışı devam ediyor. Doğayla baş başa olmak güzel. Yollarda çok sayıda elma, armut ağaçlarına rastlıyoruz. Doğanın bize sunduğu bu meyvelerden yiyoruz. Elma ve armutları uzak ağaç dallarından kopartmak için benim asa çok işe yarıyor. Böylece kutsal asanın işlevleri çoğalmış oldu. İnsanın yürümesine yardımcı olmak, anti faşist bir savunma aracı olmak gibi işlevlerinin yanına meyve indirme işlevi de eklenmiş oldu.
    
Bir kaç gündür doğum günü kutlamaları da başladı. Bir kaç gün üst üste bir kaç arkadaşın doğum gününü kutladık. Küçük pasta getirildi ve "iyi ki doğdun" tezahüratının yanında eylemimizle ilgili de sloganlar attık. Doğum günü kutlamaları bir biçimde direniş kutlamalarına dönüşüyor.
    
Şu anda gerçekleşen etkiler eylemimizin pratik etkileridir. Uzun vadeli düşünüldüğünde eylemimizin teorik bir ağırlık da yaratacağını düşünüyoruz. Yanımızda bizimle birlikte yürüyen film ekibi var. Onlar çekimlerini yapıyorlar. Dünyanın değişik yerlerinden gelen insanlar olarak daha önceki mücadele deneyimlerini tartışıyoruz ve bizim gerçekleştirdiğimiz de bu deneyimlerin yanında hak ettiği pratik ve teorik yerini alacaktır.
    
Bizim eylemimizin çok belirgin bir özgünlüğü daha var. Eylemin motor gücü biziz. Yani toplumsal sınıfların en altta bulunanları. Elbette ki bizim yaptığımız yürüyüş bir ilk değil. Sınıf mücadeleleri tarihi sayısız eylem ve direniş deneyimleri ile dolu durumdadır. Bize bir aydın sınıfı akıl vermiyor. Her şeyi biz kendimiz belirliyoruz. Yürüyüşün başından beri yola devam edenler olarak belirleyici olan biz oluyoruz. Destekçilerimiz bizimle birlikte bir süre yürüdükten sonra günlük hayatlarındaki normal işlerine geri dönüyorlar. Vakit bulduklarında gene geliyorlar. Sürekli bizimle birlikte devam eden aktivistler de var tabi ki. Bizim kaybedecek hiç bir şeyimiz yok. Bizi geride bekleyen hiç bir şey yok. Kaybedcek şeyleri olanlar, geride onları bekleyen bir şeyleri olanlar kolay kolay tam olarak düzenden kopamazlar. Bu nedenle bizim düzenden kopmamız çok kolay oluyor. Büyük sınıf mücadelelerinde ortaya çıkan sınıfsal ya da sınıf içindeki konum karekterlerini bu eylemde de görmek mümkündür. Kaybedecek şeyleri olanlar daha temkinli ve hesaplı davranırken, kaybedecek şeyleri olmayanlar ya da kapitalizmi tam olarak kavramış olanlar kendilerini mücadeleye daha bütünlüklü olarak katabiliyorlar. Olası devrimlerin motor gücü ve garantisinin ne olduğunu eylem halinde anlamak mümkün oluyor.
    
Ateş başında oturmak ne güzel. Ateşin insanı içine çeken bir özelliği var. Soğuğa ve yalnızlaştırmaya karşı ateşin sınırları eriten bir etkisi oluyor. Ateş başında otururken hem bizi çevreleyen atmosferin soğuk etkisini kırıyoruz, hem de birbirimizle sohbet etme, diyalog kurma olanağımız oluyor. İstanbul'dan Ankara'ya yürürken de en çok ateş başında oturup sohbet etmek ya da ateşin etrafında halay çekmeği seviyordum.
   
Halay Berlin yürüyüşümüzde vazgeçilmezlerimizden biri oldu. Kürtçe bir parça koyup halay kervanını kuruyoruz bazen. Erfurt'taki parlementonun önünde bir kez daha halay çektik. Halaylarımız sırasında çok komik görüntüler oluşuyor. Daha önce görmemiş olanlara halay çok enteresan geliyor. Halay çekmesini bilmeyenlerin adımları ve hareketleri insanı gülümsetiyor. Almanyalı arkadaşlara halayın komünal toplum özelliklerini yansıtan bir ritüel özelliği taşıdığını anlatıyoruz.
    
Yarın değil öbür gün Leibzig'te olacağız. Orada mülteci kampı ziyaret etmeyi ve ana caddelerde yürüyüş yapmayı planlıyoruz. Fakat yürünecek yolun on dört kilometre olduğunu söylediler. Bu uzun bir yol. Şimdi bunu nasıl yapacağımızı, mesafeyi daha kısa tutup tutamayacağımızı tartışıyoruz. Erfurt şehir merkezinde gerçekleştirdiğimiz yürüyüş mesafesi daha kısa olmasına rağmen oldukça fazla zamanımızı almıştı çünkü.

21.9.2012
Turgay Ulu
Balgstad.
   


Özgürlük Yürüyüşünde Tabelalar




Bu akşam yürüyüşümüzün 16. gününü de geride bıraktık. Bu sefer Markanstad'da bir göl kenarında konakladık. Biz göl kenarına geldiğimizde büyük çadır kurulmuştu. Bugünkü yemekler önceki günlerde yediklerimizden oldukça farklıydı. Leibzig'te önceden ziyaretlerine gidilen kamptan gelen insanlar ve Almanyalılar birlikte yapmışlar bu yemekleri. Pilav ve tavuk eti vardı. Ayrıca börek, tatlı türü şeyler de yapmışlardı. Bu akşam biraz damak tadımızda değişiklik oluştu.
    
Dün gece bir basketbol salonunda kalmıştık. Akşam Kürtçe bir kaset koyduk ve halay çektik. Almanlar da halaya katıldılar, onların adımları tam uymuyor ama halay çekmek onlara ilginç geliyor ve komik görüntüler oluşuyor. Tabi daha sonrasında bu müzik ve dans olayı biraz uzadı, uyumak isteyenlerin bir kısmı rahatsız oldular. Ama bu tip durumları yürüyüş boyunca aramızda konuşarak çözümlüyoruz. İnsanın olduğu ve iş yapıldığı yerde eksiklik ve hatalar da oluyor doğal olarak. Ancak şimdiye kadar çok ciddi ve yürüyüşümüzü kesintiye uğratacak düzeyde bir sorun yaşanmadı, bu olumlu bir durum oluşturuyor.
    
Otobüs'te dün Osnabrük Bramsche'de bulunan kamp ziyaretinde bulundu. Bramsche'deki mülteciler zaten uzun süreden beri çadır direnişine başlamışlardı. Orada daha öncesinde protesto deneyimlerimiz zengin bir birikime ulaşmış bulunuyor. Hiç kesintiye uğramadan, bazen yoğun bazen de seyrek olarak Bramsche kampında direnişler devam ediyor.
    
Yürüyerek geçtiğimiz şehir ve kasabalarda ilginç tabelalara rastlıyoruz. Bu tabelalaarda bazı filozofların ve ya yazarların ya da devrimcilerin isimleri geçiyor. Karl Marks caddesi, Rosa Lüksenburg caddesi, Agust Bebel caddesi vb. gibi çok sayıda cadde isimlerine rastladık. Bu isimleri görünce insan tarih gezintisine çıkıyor kendi düşünce dünyasında. Ancak bu isimlerle simgelenen caddelerde, bu isimlerin temsil ettikleri felsefe ve dünya görüşlerinin yeterince bilinçlere kazındıığını söyleyemeyiz. Edindiğimiz gözlemler eğer bizi yanıltmıyorsa, Almanya'da yetişmekte olan yeni kuşaklar bu isimlerin ne anlam ifade ettiklerini bilmiyorlar. İsimleri duymuş olanlar ise bunların içeriklerini bilmiyorlar. Oysa Marksizmin ortaya çıkmasında üç ayaklardan biri olarak tanımlanan Alman felsefesinden geriye çok fazla bir şey kalmamış günümüzde. Gözlemlerimize göre, bu isimleri belli ölçülerde bilenlerde ise bir önyargılı yaklaşım söz konusudur. Genç kuşak solcularda Marks okuyanların sayısı çok az. Popüler olarak öne çıkarılmış çeşitli yazarlar okunurken Marks okumak biraz geri bir plana itilmiş durumda. Marksizme dönek "dogmatizm" eleştirisi buralarda "Marks okumama dogmatizmine" dönüşmüş durumda.
    
Bugünkü tabelalarda Berlin ismini gördük. Hedefteki baş kente ulaşmak için yolun yarısına gelmiş bulnuyoruz. Şu anda bulunduğumuz yerden Leibzig'e ise sekiz kilometre kaldı. Yarınki planımızda, Leibzig'te bulunan mülteci kamplarına ziyaretler var, ardından yatma yerimize gideceğiz ve ertesi gün de Leibzig'te gerçekleştirmeyi düşündüğümüz uzun etkinlikler başlayacak.
  
Leibzig ismi de bize çok önemli tarihi bir olayı hatırlatıyor. Ünlü Leibzig Duruşmaları olarak tarihe geçmiş olan Dimitrov'un yargılaması burada yapılmıştı. Dimitrov kendisinin bir komünist olduğunu savunmuş ve karşısındakileri yargılamayı tercih etmişti. Bir kaç kişiye sorduğumda bu olayı hatırlayanların sayısı biri geçmedi.
    
Karl Marks'ın, Rosa Lüksenburg'un, Agust Bebel'in, Neitche'nin belki de ayaklarının bastığı topraklardan geçiyoruz. Bir dönem için felsefenin merkezi olarak tanımlanan bu topraklarda bir cahilleşmenin yaşandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İletişim araçları bu kadar gelişmişken ve bilgiye ulaşmak bu kadar kolaylaşmışken, cahilleşmenin bu derecede artmasının nedeni üzerine düşünmemiz gerekiyor. Zaman ilerledikçe  insan bilinci de ilerliyor mu yoksa geriliyor mu bu tartışmalı bir durum arzediyor. Teknolojiyi ve bilgiyi hegemonyasında tutanlar kitleleri, bu araçları kullanarak bilgi ve bilimden uzak tutabiliyorlar.
    
Bizim yürüyüşümüz, bilimi ve bilgiyi ellerinde tutanların bizleri cahil bırakmasına karşı da bir özgürleşme yürüyüşüdür. Cahil, geri olarak görülen biz coğrafyanın doğusundan gelenler aslında en alttan yukarıda her şeyi egemenlikleri altında tutanları silkeliyoruz ve kendi bilincimizi geliştiriyoruz. Bizi cahil ve geri görenlere meydan okuyoruz. Kendilerini medeniyetin ve bilginin sahibi olarak görenlere en alttan bir barbarlık aşısı yapıyoruz. Resmi ideolojilerin ve resmi tarih anlayışlarının kuruttuğu bu topraklara en alttan bir dinamizim aşılıyoruz. Hem buralardaki devrimcilerden öğreniyoruz, hem de buradakilere öğretiyoruz. Karşılıklı kaynaşma ve dayanışmayı en alttan zorlayarak yavaş yavaş yapıyoruz.
    
Kapitalizmin tüm yalnızlaştırma ve düşmanlaştırma politikalarına rağmen bizler kültürler arasında bir kaynaşma va dayanışma gerçekleştirmeyi başarıyoruz. Halayla, dans birine karışıyor. Farklı dillerde ortak istemlerimizi dile getirebiliyoruz. Farklı dillerden aynı şarkıları söyleyebiliyoruz.
    
Yıkılan ve geriletilen felsefenin yeniden geniş kitlelerin ilgi alanına girmesi için daha çok mücadele vermemiz gerekecek.
    
Toprakta yürümek çok güzel. Belki de ben uzun yıllar hapiste betonda gezdiğim içindir ama toprağa basmak insanı rahatlatıyor. Betonu sevmiyorum nedense. Yol boyunca uzanan ağaçlardan kutsal asamızla meyve koparmak güzel. Bir göle dalıp yüzmek ve kendini sınırlandırmadan özgürce hareket etmek güzel. İnsan doğadan uzaklaştıkça kendisine sınırlar koymuş. Biz bu sınırları da kırıyoruz. Tüm ön yargılar ve batıl inançlardan kaynaklanan sınırlar yürüyüş sayesinde geçersiz kalıyor.
     
Dünyada çok ciddi alt üst oluşlar yaşandı. Devrimci hareketler bir bakıma pusulasız kaldı. Ortalık teorik ve politik karmaşayla doldu. Bu durumun netleşmesi için uzun bir pratik ve teorik uğraşa ihtiyaç var. Eylem içinde birbirimizi aydınlatarak bilinçlerimizin gerilemesine engel olacağız. Kendi teorimizi de üretebileceğimizi onlara göstereceğiz. Tarihi hem yapacağız hem yazacağız ki onlar hep aslanların tarihini bize gerçek tarih diye yutturamasınlar.
                          
Turgay Ulu
23.9.2012. 
Markanstad 



TURGAY ULU

(DEVAM EDECEK...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder